top of page
  • DUAH Instagram Adresi
  • DUAH X Adresi

Türkiye'nin Yeşil Mutabakat Uyum Süreci

  • Yazarın fotoğrafı: Selin Erdemli
    Selin Erdemli
  • 8 Oca
  • 8 dakikada okunur

Selin Erdemli

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, BA

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi

8 Ocak 2026


Türkiye’nin Sürdürülebilirlik Politikalarının Genel Görünümü

Türkiye, küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve çevresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda son yıllarda önemli adımlar atmaktadır. Sürdürülebilirlik politikalarının genel görünümü, uluslararası taahhütler ve ulusal kalkınma stratejileriyle şekillenmekte olup, enerji, çevre, ulaşım ve sanayi gibi çeşitli sektörleri kapsamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin Paris Anlaşması'na taraf olması ve ilan ettiği 2053 karbon nötr hedefi, ülkenin sürdürülebilirlik vizyonunun önemli bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Mevcut enerji politikaları ve yenilenebilir enerji yatırımları ise bu hedeflere ulaşmada kritik bir rol oynamaktadır.


Türkiye'nin sürdürülebilirlik politikalarının temelini, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA'lar) ve ulusal kalkınma planları oluşturmaktadır. On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023) ve devam eden stratejik belgeler, ekonomik büyüme ile çevresel koruma arasındaki dengeyi kurmayı, kaynak verimliliğini artırmayı ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı direnci güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede, enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, atık yönetimi sistemlerinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir tarım uygulamalarının desteklenmesi ve yeşil şehirleşme gibi çeşitli alanlarda politikalar geliştirilmekte ve uygulanmaktadır.


Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki en önemli adımlarından biri, 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması'na 2021 yılında taraf olmasıdır. Bu karar, Türkiye'nin küresel iklim rejimine aktif katılımını teyit etmekte ve sera gazı emisyonlarını azaltma yönündeki uluslararası çabalara katkıda bulunma taahhüdünü ortaya koymaktadır. Anlaşmaya taraf olunmasıyla birlikte Türkiye, Ulusal Katkı Beyanı (NDC) olarak bilinen emisyon azaltım hedeflerini Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Sekretaryası'na sunmuştur.


Bu süreç, Türkiye'nin iklim politikalarının uluslararası normlarla uyumlaştırılması ve daha iddialı hedefler belirlenmesi yönünde bir ivme yaratmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2021 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ilan ettiği 2053 karbon nötr hedefi ise Türkiye'nin uzun vadeli iklim vizyonunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu hedef, Türkiye'nin ekonomik kalkınma stratejilerini iklim hedefleriyle bütünleştirme ve düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş yapma kararlılığını göstermektedir.


Türkiye'nin mevcut enerji politikaları ve yenilenebilir enerji yatırımları, 2053 karbon nötr hedefine ulaşmada kilit bir rol oynamaktadır. Son yıllarda, Türkiye'nin enerji portföyünde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının artırılmasına yönelik önemli adımlar atılmıştır. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisi santrallerindeki kurulu güçte önemli bir artış kaydedilmiştir (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2023). YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması) gibi teşvik mekanizmaları, yenilenebilir enerji yatırımlarını cazip hale getirmiş ve sektörün büyümesine katkı sağlamıştır. Ayrıca, enerji verimliliği projelerine yönelik destekler ve bilinçlendirme çalışmaları da enerji tüketiminin azaltılması ve sürdürülebilirliğin sağlanması açısından önem taşımaktadır.


Ancak, Türkiye'nin enerji sektöründe fosil yakıtların (özellikle kömür) önemli bir paya sahip olması, karbon nötr hedefine ulaşma sürecinde önemli bir zorluk teşkil etmektedir. Enerji üretiminde ve sanayide fosil yakıt bağımlılığının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha da yaygınlaştırılması, enerji depolama teknolojilerinin geliştirilmesi ve şebeke altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, Türkiye'nin gelecekteki enerji politikalarının, sadece kurulu güç artışına değil, aynı zamanda enerji sisteminin esnekliğine, güvenilirliğine ve çevresel sürdürülebilirliğine odaklanması kritik önem taşımaktadır.

Özetle, Türkiye'nin sürdürülebilirlik politikaları, Paris Anlaşması'na taraf olması ve 2053 karbon nötr hedefiyle önemli bir ivme kazanmıştır. Mevcut enerji politikaları ve artan yenilenebilir enerji yatırımları bu hedeflere ulaşma yolunda umut verici gelişmeler sunmaktadır. Ancak, karbon yoğun sektörlerde dönüşümün sağlanması, teknolojik kapasitenin geliştirilmesi, finansman kaynaklarının etkin kullanılması ve tüm paydaşların iş birliği, Türkiye'nin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında belirleyici olacaktır.


Türkiye’nin Yeşil Mutabakat’a Uyumu ve Zorluklar

Avrupa Birliği'nin (AB) iddialı Yeşil Mutabakat (European Green Deal) stratejisi, Türkiye-AB ilişkilerinin önemli bir boyutunu oluşturmakta ve Türkiye'nin bu yeni döneme uyum sağlama gerekliliğini beraberinde getirmektedir. Türkiye'nin AB ile olan yakın ekonomik bağları, özellikle ticaret ve yatırım alanlarındaki derin ilişkisi, Yeşil Mutabakat'ın Türkiye ekonomisi üzerindeki potansiyel etkilerini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu uyum süreci, Türkiye için hem önemli fırsatlar sunmakta hem de çeşitli yapısal ve ekonomik zorlukları beraberinde getirmektedir.


Türkiye'nin Yeşil Mutabakat'a uyum sürecindeki temel zorluklardan biri, ekonomik yapısının karbon yoğun sektörlere olan bağımlılığıdır. Sanayi üretiminde ve enerji tüketiminde fosil yakıtların payı, AB'nin sınırda karbon düzenleme mekanizması (SKDM) gibi politikaları nedeniyle Türk ihracatçıları için rekabet dezavantajı yaratma potansiyeli taşımaktadır. Özellikle demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve elektrik gibi sektörlerde AB pazarına ihracat yapan Türk firmaları, SKDM'nin getireceği ek maliyetlerle karşı karşıya kalabilirler. Bu durum, Türk sanayisinin yeşil dönüşümünü hızlandırma ve düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım yapma zorunluluğunu ortaya koymaktadır.


Bir diğer önemli zorluk ise Türkiye'nin finansman ihtiyacının büyüklüğüdür. Yeşil dönüşüm, enerji altyapısının modernizasyonu, yenilenebilir enerji yatırımları, sanayi tesislerinin yeşillendirilmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması gibi alanlarda önemli miktarda finansman gerektirmektedir. Türkiye'nin bu yatırımları kendi kaynaklarıyla karşılama kapasitesi sınırlı olabilir ve uluslararası finansman kaynaklarına erişim önem kazanmaktadır. AB'nin sürdürülebilir finansman araçları ve Yeşil Mutabakat kapsamında sunabileceği potansiyel iş birliği mekanizmaları bu noktada kritik bir rol oynayabilir.


Teknolojik adaptasyon ve Ar-Ge kapasitesinin geliştirilmesi de Türkiye'nin Yeşil Mutabakat'a uyum sürecindeki önemli zorluklardandır. AB'nin yeşil teknolojilerdeki ilerlemesi ve inovasyon kapasitesi göz önüne alındığında, Türkiye'nin bu alanda geri kalmaması ve rekabet gücünü koruyabilmesi için teknoloji transferi, ortak araştırma projeleri ve yerli Ar-Ge ekosisteminin güçlendirilmesi gerekmektedir.


Kurumsal ve düzenleyici çerçevelerin AB standartlarına uyumlaştırılması da karmaşık ve zaman alıcı bir süreçtir. Çevre mevzuatının güncellenmesi, emisyon ticaret sistemi gibi piyasa bazlı mekanizmaların kurulması ve ilgili kurumların kapasitesinin artırılması, Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşmada etkin bir yönetim yapısının oluşturulması açısından hayati öneme sahiptir.


Bununla birlikte, Türkiye'nin Yeşil Mutabakat'a uyum süreci sadece zorluklar değil, aynı zamanda önemli fırsatlar da sunmaktadır. Yeşil teknolojilere yapılan yatırımlar, yeni iş alanlarının oluşmasına, ekonomik büyümenin sürdürülebilir bir zemine oturmasına ve Türkiye'nin uluslararası rekabet gücünün artmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, AB iş birliği, teknoloji transferi, finansman imkanlarına erişim ve ortak projeler geliştirme potansiyeli taşımaktadır.


Türkiye'nin Yeşil Mutabakat'a uyumu, ekonomik, teknolojik, kurumsal ve finansal boyutları olan karmaşık bir süreçtir. Karbon yoğun ekonomik yapının dönüştürülmesi, finansman ihtiyacının karşılanması, teknolojik adaptasyonun sağlanması ve mevzuat uyumu gibi zorlukların üstesinden gelinmesi, Türkiye'nin bu yeni döneme başarılı bir şekilde entegre olması için kritik öneme sahiptir.

Ancak, doğru stratejiler ve etkin politikalarla yönetildiği takdirde, bu süreç Türkiye için sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik büyüme açısından önemli fırsatlar da yaratabilir.


Karbon Sınır Düzenleme Mekanizmasının Türkiye’ye etkileri

Avrupa Birliği'nin (AB) Yeşil Mutabakat stratejisinin önemli bir unsuru olan Karbon Sınır Düzenleme Mekanizması (SKDM), AB dışından yapılan ithalatın karbon yoğunluğuna göre bir karbon fiyatı uygulayarak, AB içindeki üreticilerin karbon kaçağı riskini azaltmayı ve küresel emisyon azaltım çabalarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye'nin AB ile olan yoğun ticari ilişkileri göz önüne alındığında, SKDM'nin Türk ekonomisi ve özellikle ihracat sektörü üzerinde önemli etkileri olması beklenmektedir.


SKDM'nin Türkiye üzerindeki potansiyel etkilerinin başında, AB pazarına yapılan ihracatta maliyet artışı gelmektedir. Mekanizma, başlangıçta demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve elektrik gibi karbon yoğun sektörlerdeki ithalatı kapsayacak olup, bu sektörlerde AB'ye ihracat yapan Türk firmaları, ürünlerinin üretim sürecindeki doğrudan emisyonlara göre karbon sertifikaları satın almak zorunda kalacaklardır. Bu durum, Türk ürünlerinin AB pazarındaki rekabet gücünü olumsuz etkileyebilir ve ihracat gelirlerinde düşüşe yol açabilir.

Maliyet artışının yanı sıra, SKDM'nin Türk sanayisinin yeşil dönüşüm sürecini hızlandırma yönünde bir baskı oluşturması beklenmektedir. AB pazarında rekabet avantajını koruyabilmek için Türk firmalarının, üretim süreçlerini daha az karbon yoğun hale getirmeleri, enerji verimliliğini artırmaları ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaları gerekecektir. Bu dönüşüm süreci, başlangıçta yüksek yatırım maliyetleri gerektirebilir ancak uzun vadede daha sürdürülebilir ve rekabetçi bir sanayi yapısının oluşmasına katkı sağlayabilir.


SKDM'nin Türkiye üzerindeki bir diğer potansiyel etkisi ise ticaret akışlarının değişmesidir. Türk ihracatçılarının AB pazarında karşılaştığı ek maliyetler nedeniyle, ihracatın AB dışındaki pazarlara yönelmesi söz konusu olabilir. Ancak, bu durumun mevcut ticaret hacmi ve ekonomik ilişkilerin derinliği göz önüne alındığında AB ile olan ticari bağı tamamen ikame etmesi beklenmemektedir.


Türkiye'nin SKDM'ye uyum sürecinde karşılaştığı zorluklardan biri de emisyon ölçümleme, raporlama ve doğrulama (MRV) altyapısının geliştirilmesidir. SKDM kapsamında ithalatçıların ürünlerinin karbon ayak izini doğru ve güvenilir bir şekilde belgelemesi gerekmektedir. Türk firmalarının bu gereklilikleri karşılayabilmesi için gerekli teknik bilgiye, insan kaynağına ve kurumsal kapasiteye sahip olması önem taşımaktadır. Bu altyapının yetersizliği, Türk ihracatçılarının SKDM'ye uyum sağlamasını zorlaştırabilir ve ek maliyetlere katlanmalarına neden olabilir.


Türkiye'nin SKDM'nin olumsuz etkilerini en aza indirebilmesi ve potansiyel fırsatlardan yararlanabilmesi için proaktif politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, sanayinin yeşil dönüşümünü destekleyici teşvik mekanizmalarının oluşturulması, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, enerji verimliliği projelerinin yaygınlaştırılması, MRV altyapısının güçlendirilmesi ve AB ile diyalog ve iş birliğinin artırılması önem taşımaktadır.


Türk Sanayisinin Dönüşüm Süreci ve Yeşil Teknolojilere Adaptasyon

Avrupa Birliği'nin (AB) Yeşil Mutabakat (European Green Deal) stratejisi, Türkiye sanayisi için önemli bir dönüşüm sürecini tetiklemektedir. AB ile olan derin ekonomik entegrasyon ve özellikle ihracatın önemli bir kısmının AB pazarına yönelik olması, Türk sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmesi için yeşil teknolojilere adaptasyonunu zorunlu kılmaktadır. Bu adaptasyon süreci, mevcut üretim modellerinin sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını, enerji ve kaynak verimliliğinin artırılmasını ve düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapılmasını kapsamaktadır.


Türk sanayisinin yeşil dönüşüm sürecinde karşılaştığı temel zorluklardan biri, sektörlerin çeşitliliği ve her birinin farklı adaptasyon gereksinimlerine sahip olmasıdır. Demir-çelik, çimento, petrokimya ve tekstil gibi enerji yoğun sektörlerde emisyon azaltımı ve yeşil teknolojilere geçiş daha karmaşık ve maliyetli olabilirken, diğer sektörlerde süreç daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle, sektörel bazda farklılaştırılmış politika ve destek mekanizmalarının geliştirilmesi önem taşımaktadır.


Yeşil teknolojilere adaptasyon, Türk sanayisi için sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda önemli fırsatlar da sunmaktadır. Yenilenebilir enerji sistemleri, enerji verimli üretim ekipmanları, atık yönetimi ve geri dönüşüm teknolojileri, döngüsel ekonomi uygulamaları ve temiz ulaşım çözümleri gibi alanlardaki yatırımlar hem çevresel sürdürülebilirliğe katkıda bulunacak hem de işletmelerin operasyonel maliyetlerini düşürebilecektir. Ayrıca, yeşil teknolojilere erken adaptasyon sağlayan Türk firmaları, AB pazarında rekabet avantajı elde edebilir ve yeni iş ortaklıkları kurabilirler.


Türkiye'nin bu dönüşüm sürecinde başarılı olabilmesi için Ar-Ge ve inovasyon ekosisteminin güçlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Yerli yeşil teknoloji üretiminin teşvik edilmesi, teknoloji transferinin kolaylaştırılması ve üniversite-sanayi iş birliğinin artırılması, Türk sanayisinin küresel rekabette öne çıkmasına yardımcı olacaktır. Bu bağlamda, TÜBİTAK gibi kuruluşların öncelikli Ar-Ge ve yenilik konularını belirlemesi ve destek programları geliştirmesi önemli bir rol oynamaktadır.


Finansmana erişim de Türk sanayisinin yeşil dönüşüm sürecinde önemli bir faktördür. Yeşil teknolojilere yapılan yatırımların yüksek başlangıç maliyetleri göz önüne alındığında, uygun koşullu finansman kaynaklarının sağlanması gerekmektedir. Kamu destekleri, yeşil tahviller, uluslararası finans kuruluşlarının sağladığı fonlar ve özel sektörün sürdürülebilir yatırımlara yönlendirilmesi bu süreçte kritik rol oynayacaktır.


Sonuç olarak, Türk sanayisinin AB Yeşil Mutabakatı'nın getirdiği yeni döneme uyum sağlaması ve yeşil teknolojilere adaptasyonu, uzun vadeli ekonomik sürdürülebilirlik ve rekabet gücü açısından hayati öneme sahiptir. Sektörel farklılıkları dikkate alan politikalar, Ar-Ge ve inovasyonun desteklenmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve tüm paydaşların iş birliği ile Türk sanayisi bu dönüşüm sürecini başarıyla tamamlayabilir ve yeşil ekonomide önemli bir oyuncu haline gelebilir.


Finansman, Altyapı ve Hukuki Düzenlemeler Açısından Yaşanan Sorunlar

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakatı'na uyum sürecinde karşılaştığı önemli zorluklar, finansman, mevcut altyapının yetersizliği ve hukuki düzenlemelerin AB standartlarına uyumlaştırılmasındaki gecikmelerden kaynaklanmaktadır. Bu alanlardaki sorunlar, Türkiye'nin Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşmasını engelleyebilecek yapısal engeller teşkil etmektedir.


Finansman, Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecinin en kritik unsurlarından biridir. Yeşil Mutabakat'ın gerektirdiği yatırımlar, enerji verimliliği projelerinden yenilenebilir enerji altyapısının geliştirilmesine, sanayi tesislerinin modernizasyonundan döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılmasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu yatırımların büyüklüğü, Türkiye'nin mevcut kamu ve özel sektör kaynaklarının tek başına karşılayabileceği düzeyin üzerindedir. Uluslararası finansman kaynaklarına erişim, yeşil tahvil piyasasının geliştirilmesi ve AB'nin potansiyel finansal destek mekanizmalarından yararlanılması bu nedenle büyük önem taşımaktadır. Ancak, uluslararası finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve yerli finansman araçlarının henüz yeterince gelişmemiş olması, yeşil dönüşümün hızını olumsuz etkileyebilmektedir.


Mevcut altyapının yetersizliği de Türkiye'nin Yeşil Mutabakat'a uyum sürecinde karşılaştığı önemli bir sorundur. Özellikle enerji iletim ve dağıtım şebekelerinin yenilenebilir enerjinin değişken üretimine uyum sağlayacak şekilde güçlendirilmesi gerekmektedir. Elektrikli araç şarj istasyonları, atık yönetimi ve geri dönüşüm tesisleri ile sürdürülebilir ulaşım altyapısının geliştirilmesi de önemli yatırımlar gerektirmektedir. Altyapı eksiklikleri, yeşil teknolojilerin yaygınlaşmasını ve Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşılmasını geciktirebilir.


Hukuki düzenlemeler açısından yaşanan sorunlar ise AB Yeşil Mutabakatı'nın öngördüğü standartlara ve mevzuata uyum sürecindeki yavaşlıktan kaynaklanmaktadır. Emisyon ticaret sistemi (ETS) gibi piyasa bazlı mekanizmaların kurulması, çevre mevzuatının güncellenmesi, döngüsel ekonomi uygulamalarını teşvik edici yasal çerçevenin oluşturulması ve ilgili kurumların kapasitesinin artırılması zaman almaktadır. Hukuki düzenlemelerdeki gecikmeler ve belirsizlikler hem yerli hem de yabancı yatırımcıların yeşil projelere yatırım yapma konusundaki isteksizliğine yol açabilir. Ayrıca, AB'nin SKDM gibi mekanizmalarına uyum sağlamak için gerekli hukuki altyapının oluşturulmasındaki gecikmeler, Türk ihracatçıları için ek maliyetler ve rekabet dezavantajları yaratabilir.


Türkiye'nin Yeşil Mutabakat'a uyum sürecinde finansman, altyapı ve hukuki düzenlemeler alanlarında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için kapsamlı bir strateji ve eş güdümlü bir çaba gerekmektedir. Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, yerli finansman araçlarının geliştirilmesi, altyapı yatırımlarının önceliklendirilmesi ve hukuki düzenlemelerin AB standartlarına hızla uyumlaştırılması, Türkiye'nin Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşması ve sürdürülebilir bir ekonomik dönüşüm gerçekleştirmesi için kritik öneme sahiptir.

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Yazılarınız DUAH'ta Yer Alsın

bottom of page